20 Haziran – 1 Temmuz Tarihleri Arasında Bulgaristan’ın Dolni Rakovets Köyünde Gerçekleştirilen ECO ART Eğitim Kursuna Katıldım

20 Haziran-1 Temmuz 2026 tarihleri arasında Bulgaristan’ın Dolni Rakovets köyünde düzenlenen ECO ART Inclusion eğitim kursuna katılma fırsatı buldum. Erasmus+ kapsamında gerçekleştirilen bu eğitim, doğa ve sanatı bir araya getirerek özel gereksinimli bireylerin sosyal hayata katılımını desteklemeyi amaçlıyordu. On gün boyunca farklı ülkelerden gelen gençlik çalışanlarıyla birlikte hem yeni yöntemler öğrendik hem de unutamayacağım dostluklar edindim. 

Bu yazıda proje boyunca yaşadığım deneyimleri ve bende iz bırakan anları paylaşmak istiyorum.

Yolculuk Başlıyor

20 Haziran Cumartesi günü Sofya’ya ulaştım. Havaalanından çıktıktan sonra tren saatime kadar şehir merkezinde biraz dolaştım. Yeni bir ülkeye gelmiş olmanın heyecanı vardı ama aklımın bir köşesinde de tek başıma tamamlayacağım yolculuk bulunuyordu.

Saat 12.40 trenine binerek Dolni Rakovets köyüne doğru yola çıktım.

Bu yolculuk benim için sıradan bir ulaşım değildi. Sofya Havalimanı’ndan şehir merkezine, oradan tren garına ve sonrasında köye kadar bütün süreci tek başıma planlayıp tamamladım. Köye ulaştığımda yorulmuştum ama içimde büyük bir mutluluk vardı. Her yeni yolculuk bana bağımsız hareket edebilmenin ne kadar değerli olduğunu yeniden hatırlatıyor.

Akşam saatlerinde diğer katılımcılarla tanıştık. Hepimiz farklı ülkelerden gelmiştik ama ortak noktamız uzun yolculukların verdiği tatlı yorgunluktu. İlk gün daha çok birbirimizi tanımaya çalışarak geçti.

İlk Eğitim Günü

Pazar sabahı saat dokuz civarında uyandım. Kahvaltının ardından eğitim salonunda toplandık.

İlk oturum tamamen birbirimizi tanımaya ayrılmıştı. Oyunlar oynadık, projeden neler beklediğimizi konuştuk, katkı sunabileceğimiz alanları ve bizi düşündüren konuları paylaştık.

Bu oturumda “Yaşayan Kütüphane” etkinliği önerisini sundum. Önerim eğitmenlerin ve katılımcıların oldukça ilgisini çekti. Hatta proje programına eklenebilmesi için planlama yapılmaya başlandı. Bir fikrimin bu kadar ilgi görmesi beni gerçekten mutlu etti.

Öğleden sonra katılımcı kuruluşların sunumları gerçekleştirildi. Türkiye ekibi olarak arkadaşımla birlikte Doğaya Dönüş Derneği’ni ve yürüttüğü kapsayıcı çalışmaları anlattık. Farklı ülkelerden insanların yaptığımız çalışmaları ilgiyle dinlemesi gurur vericiydi.

Akşam ise evimizin terasında boyama etkinliği yaptık. Sohbet ederek, birbirimizi biraz daha yakından tanıyarak günü sakin bir şekilde tamamladık.

Kendimizi Farklı Bir Şekilde Tanımak

İkinci gün oldukça ilginç bir etkinlikle başladı.

Önce vücudumuzun farklı bölümlerinin bizim için ne ifade ettiğini konuştuk. Ardından herkes kendisi için önemli gördüğü bir vücut bölümünü büyük kâğıtlara çizdi.

Ben arkadaşımın yardımıyla sol kolumu çizdim.

Daha sonra bütün çizimler bir araya getirildi ve ortaya hepimize ait tek bir insan figürü çıktı. Benim çizdiğim kol da bu resmin bir parçası oldu.

Ardından neden tam da o bölümü seçtiğimizi anlattık. Aynı etkinliğin herkes için farklı anlamlar taşıması oldukça etkileyiciydi.

Öğleden sonra bileklik yapımı etkinliğiyle takım çalışmasını güçlendirdik.

Akşam ise barbekü partisi vardı. Günü Bulgaristan ve Kuzey Makedonya ekiplerinin hazırladığı kültür geceleriyle tamamladık. Yemekler, müzikler ve danslar sayesinde birbirimizi biraz daha yakından tanımaya başladık.

Ormanda Bir Konser Hazırlığı

Üçüncü gün eğitim salonu yerine ormanda başladık.

Birkaç gün sonra gerçekleştirilecek konser için uygun alanı belirledik. İlk olarak çevreyi temizledik, ardından doğaya zarar vermeden bu alanı nasıl daha güzel ve kullanışlı hâle getirebileceğimizi düşündük.

Etkinlik tamamen kapsayıcı şekilde planlanmıştı. Ben de temizlik çalışmalarına katıldım. Daha sonra bir taş boyayarak hazırladığımız alana küçük bir dokunuş yaptım.

Öğleden sonra ahşap çalışmaları yaptık ve doğal malzemelerden hazırlanan müzik enstrümanlarını boyadık.

O gün aslında sadece bir konser alanı hazırlamıyorduk. Birlikte üretmenin ne kadar keyifli olduğunu da deneyimliyorduk. Çalışmalarımız ertesi gün de devam edecekti.

Gün Doğumu, Meditasyon ve Doğanın Kokusu

Ertesi gün sabah saat beşte uyandık.

Saat 05.30’da göl kenarında meditasyon yaptık. Gün doğumunu sessizlik içinde izledik. O an herkes doğaya odaklanmıştı. Kimsenin acele etmediği, sadece kuş seslerinin duyulduğu o sabah benim için projenin en huzurlu anlarından biri olarak kaldı.

Meditasyonun ardından gölde yüzdük.

Kahvaltıdan sonra ise esans yapımı atölyesine katıldık. Çiçekler topladık, bu bitkilerin nasıl doğal esanslara dönüştürüldüğünü öğrendik. Bazı bitkilerden hazırlanan karışımların içilebildiğini ve faydalı olabileceğini öğrenmek benim için yeni bir bilgiydi.

Öğleden sonra yeniden ormana döndük. Bir gün önce hazırlamaya başladığımız konser alanındaki son düzenlemeleri yaptık. Akşam gerçekleştirilecek etkinlik için her şey hazırdı.

Saat 18.00’de konser başladı. Bir gün önce temizleyip birlikte emek verdiğimiz o alanda müzik dinlemek çok farklı bir duyguydu. Hazırlanmasına katkıda bulunduğumuz bir ortamda konseri izlemek benim için projenin en özel anlarından biri oldu.

Sesin İyileştirici Gücü

Ertesi gün tamamen ses terapisine ayrılmıştı.

Sabah nefes egzersizleri ve meditasyon yaptık. Daha sonra bir kiliseye giderek sesin farklı mekânlarda nasıl hissedildiğini deneyimledik.

Öğleden sonra ses terapisinin temelleri anlatıldı. Özellikle özel gereksinimli bireylerle çalışırken müziğin ve sesin nasıl kullanılabileceği üzerine birçok uygulama yaptık.

Farklı müzik enstrümanlarını tanıdıktan sonra günü hep birlikte ritim tutup şarkılar söyleyerek tamamladık.

Akşam ise Türkiye ve Arnavutluk kültür gecesi vardı.

Türkiye ekibi olarak ülkemizi tanıttık. Yanımızda götürdüğümüz yiyecekleri arkadaşlarımızla paylaştık. En eğlenceli bölüm ise damat halayını öğretmeye çalıştığımız anlardı. Farklı ülkelerden insanların aynı halayı öğrenmeye çalışması oldukça keyifli görüntüler oluşturdu.

Skakavitsa Şelalesi

Cuma günü projenin doğa gezilerinden biri gerçekleştirildi.

Hedefimiz Skakavitsa Şelalesi idi.

Önce trenle yolculuk yaptık. İlginç olan ise şelaleye ulaşımın yalnızca trenle sağlanabiliyor olmasıydı.

Trenden indikten sonra yaklaşık yarım saat yürüdük.

Bazı arkadaşlar şelalenin daha yukarı noktalarına tırmandılar. Ben ise geçen yıl da burayı ziyaret ettiğim için doğanın tadını çıkarmayı tercih ettim. Şelalenin sesi eşliğinde dinlenmek bana fazlasıyla iyi geldi.

Atıklardan Sanat

Cumartesi günü geri dönüşüm sanatı üzerine çalıştık.

Önce atık kâğıtları suyun içinde beklettik. Daha sonra blender yardımıyla hamur hâline getirdik.

Oluşan karışımı kalıplarla şekillendirerek yeni kâğıtlar ürettik. Son olarak doğadan topladığımız çiçekleri ekleyerek her birimizi yansıtan küçük sanat eserleri ortaya çıkardık.

Öğleden sonra ise element temalı maskeler yapmaya başladık.

Ben kendimi en çok rüzgâr elementiyle özdeşleştirdiğim için maskemi bu tema üzerine tasarladım. Arkadaşımın yardımıyla ortaya gerçekten çok güzel bir çalışma çıktı.

Akşam ise İspanya ve Hırvatistan ekiplerinin birlikte hazırladığı kültür gecesi vardı. Önce İspanyol lezzetlerini tattık. Ardından eğlenceli bir Kahoot yarışmasına katıldık ve hem İspanya’yı hem de Hırvatistan’ı daha yakından tanıma fırsatı bulduk.

Rüzgârın Hikâyesi

Pazar günü maskemize uygun tişörtler tasarladık.

Ben yine rüzgâr temasını kullanarak maskemle uyumlu bir tişört hazırladım.

Öğleden sonra yaptığımız maskeler ve tişörtlerle kısa canlandırmalar gerçekleştirdik. Ayrıca hangi müzik enstrümanının bizi temsil ettiğini konuştuk.

Akşam ise ormanda hep birlikte maskelerimizi giydik.

Elimizde farklı müzik enstrümanlarıyla doğanın içinde müzik yaptık. O an sanki bütün proje tek bir etkinlikte birleşmiş gibiydi; doğa, sanat, müzik ve insanlar aynı ortamda buluşmuştu.

En Anlamlı Gün

Pazartesi günü bizi zihinsel ve fiziksel engelli bireylerden oluşan yerel bir grup ziyaret etti.
Birlikte boyama etkinlikleri yaptık.

Müzik atölyeleri düzenledik.

Sohbet ettik.

Birlikte vakit geçirdik.

Aslında bütün proje boyunca öğrendiğimiz yöntemleri ilk kez gerçek anlamda uygulama fırsatı bulduk.

Benim için projenin en anlamlı günü buydu. Çünkü öğrendiklerimizin gerçekten birilerine dokunabildiğini görmek çok değerliydi.

Öğleden sonra kapanış etkinliğimizi gerçekleştirdik. Sertifikalarımızı aldık, bol bol fotoğraf çektik ve vedalaşmaya başladık.

Ardımda Kalanlar

Bulgaristan’a giderken yeni eğitim yöntemleri öğreneceğimi düşünüyordum.

Türkiye’ye dönerken ise valizimde sadece notlar ve fotoğraflar yoktu.

Yeni dostluklar, farklı kültürlerden güzel anılar, mesleğimde kullanabileceğim birçok yeni fikir ve doğayla yeniden kurduğum güçlü bağ da benimle birlikte döndü.

En önemlisi ise sanatın, doğanın ve kapsayıcılığın gerçekten insanları birbirine yaklaştırdığına bir kez daha tanık oldum.

Sanırım ECO ART Inclusion bana bunu öğretti: Bazen en güzel öğrenmeler sınıfın içinde değil, bir ormanda, gün doğumunu izlerken ya da hiç tanımadığınız insanlarla aynı şarkıya eşlik ederken gerçekleşiyor. 

Scroll to Top
Skip to content