İçimizdeki O Tatlı Çekişme: Konfor Alanı mı, Yeni Hayaller mi?

Uzun zaman sonra merhaba, bugün bahsedeceğim konu hepimizin ortak paydası. Çünkü hepimiz o anları yaşıyoruz:
Bazen içimizde karşı konulamaz bir coşku beliriyor; hadi diyoruz, mücadele edelim, o büyük hayaller için kendimizi zorlayalım! Bazen de tam tersi… Elimizdeki huzurun ve sahip olduklarımızın sıcaklığı fısıldıyor kulağımıza: “Gitme, burası güvenli.” İşte tam bu noktada, içimizde tatlı bir kafa karışıklığı ve ikilem başlıyor.
Koşan bir atın dinamizmi ile yemyeşil bir çayırda uzanıp dinlenmenin verdiği o dingin umut arasında sıkışıp kalıyoruz. Ve en tuhafı ne biliyor musunuz? İki taraf için de kendimizi haklı çıkaracak onlarca neden bulabiliyoruz.
Bir yanda Konforun Sesi var; stresi kapının dışında bırakıp, sevdiklerimizle ve hobilerimizle o tatlı tembelliğin tadını çıkarmak. Hayatı yumuşak bir yorgan gibi üzerimize çekmek ne kadar da çekici.
Diğer yanda ise o Heyecanlı Çağrı… Uğruna ter döktüğümüz mücadelenin, o zorlu yolu yürümenin sonunda hissedeceğimiz haklı gurur ve mutluluk var.
Bu iç seslerin tartışması gürültüye dönüştüğünde, aklıma hep o meşhur söz geliyor:

“Başarmak için verilmiş en iyi mücadele, tembelliğimize rağmen çalışmaktır.”

Belki de hayatın sırrı, sadece birini seçmek değil, ikisinin de bizim bir parçamız olduğunu kabul etmektir. Kim bilir, hayat belki de zihnimizde hiç susmadan yankılanan bu iki insancıl ses arasındaki o nazik, hiç bitmeyen diyalogdan ibarettir.

Scroll to Top
Skip to content