Eğitim kursu, ilk gün gerçekleştirilen hoş geldin yemeğiyle başladı. Tanışma oyununda tüm katılımcılardan kendilerini tanıtırken fiziksel görünümlerini de betimlemeleri istendi. Bu küçük ama anlamlı detay, kapsayıcılık adına atılmış güzel bir adımdı.
Ertesi sabah ise erişilebilirlik açısından yine etkileyici bir uygulama ile karşılaştım. Katılımcıların oturacakları sandalyelere isimleri yerleştirilmişti. Bu isim kartlarının üzerinde bulunan QR kodlar sayesinde kartın görünümünü ve ismimin nerede yazıldığını kolayca okuyabildim. Şimdiye dek yapılan tüm etkinlikler erişilebilir şekilde planlanmıştı. Eğitmenler ve katılımcılar, kullanılan materyallerin renklerini ve üzerlerinde yazanları detaylı biçimde açıklayarak her bireyin eşit şekilde katılımını sağladılar. Aşağıda sandalye üzerindeki isim kartımın açıklamasını paylaşıyorum:
“The paper figure is white and has a purple outline. In the middle it is written ‘Adil’.”
İlk gün, öğleden sonra iki oturumla devam etti. İlk oturumda, hayat hikayemizi bir yapboz (puzzle) formatında sunmamız istendi. Bana üç farklı seçenek sunuldu:
1.
Bir kişinin bana destek sağlaması,
2.
Hikayemi telefona yazmak,
3.
Hikayemi sesli olarak anlatıp telefona kaydetmek.
Ben bu seçeneklerin dışında bir öneri sundum: Yapay zekâya bir puzzle çizdirmek. Bu önerim olumlu karşılandı. Hayatımla ilgili önemli anları yapay zekâya tanıtarak bir görsel oluşturdum ve bu görseli WhatsApp grubunda paylaşarak tüm katılımcılarla paylaştım. Bir Erasmus+ eğitim kursunda yapay zekâyı bu şekilde kullanmak benim için oldukça keyifli ve ilham vericiydi.
İkinci oturumda ise kesişimsellik kavramı üzerine çalıştık. Grup çalışması şeklinde ilerleyen bu bölümde, farklı sorulara sınırlı sürelerde cevap vermemiz beklendi. Her soru kağıdında yer alan QR kodlar sayesinde soruları hızlıca erişilebilir biçimde okuyarak etkin katılım sağlayabildim. Günü ise bir “geri dönüp bakma” (reflection) seansıyla tamamladık.
Üçüncü gün, “öğrenme festivali” ile devam etti. Katılımcılar sabah kendi öğrenme hedeflerini belirleyip, gün boyunca ilgilerine göre oturumlara katıldılar ve stantları ziyaret ettiler. Bu kapsamda ben de saat 15:30’da “Yaşayan Kütüphane” formatında bir oturum gerçekleştirdim. Kendi hikayemi anlattım ve ardından katılımcıların görme engellilik hakkında yönelttikleri soruları yanıtladım. Etkileşimin yoğun olduğu, oldukça verimli ve keyifli bir oturum oldu.
Dördüncü ve son günün sabah oturumlarında önce öğrenme festivalinin değerlendirmesini yaptık. Edindiğimiz kazanımları sunduk. Ardından, çarşamba günü gerçekleştirdiğimiz Atina şehir merkezi ziyaretinde gözlemlediğimiz erişilebilirlik problemleri üzerine konuştuk. Bu gözlemler üzerinden çözüm önerileri geliştirerek bir “kurallar tablosu” oluşturduk. Bu oturumda da erişilebilirlik adına etkileyici bir detay vardı: Tahtaya yazılanlar dijital ortama aktarılarak bizlerle paylaşıldı. Böylece tüm yazılanları kolaylıkla okuyabildim.
Eğitim kursu, öğleden sonra yapılan değerlendirme oturumlarıyla sona erdi. Son gün, daha önceki projelerden tanıdığım bir arkadaşımla vakit geçirerek bu güzel süreci noktaladım.
Atina’dan erişilebilirlik ve kapsayıcılık adına edindiğim yeni kazanımlar ve dostluklarla döndüm.